1 Şubat 2012 Çarşamba

Moralı Esseyid Ali Efendi

Moralı Esseyid Ali Efendi

      Kim ki bu adam diyebilirsiniz.’’Her şeyin Sorumlusu’’ olur kendileri. Yıllardır gündemimizi meşgul eden,son günlerde de iyice çığırından çıkan ‘’türban sorununun’’ kaynağı.1797-1802 yılları arasında Osmanlının Fransa Elçisidir Ali Efendi.Fransız sosyetesinin hanımları onu görüp başlarına onun sarığına benzer şapkalar takıp,saçlarını pahalı kumaşlarla sarmaya başlayıp,bu da yetmezmiş gibi adına da ‘’turban’’ diyince olan olur.

   Biliyorum bu konudan hepimiz çok sıkıldık. Sanki tüm meselelerimizi halletmişiz de geriye bir tek bu kalmış gibi dönüp dolaşıp türbana sarılıyoruz. Sebebi gerçekten özgürlük mü yoksa Anadolu’nun masum insanının duygularını, inançlarını sömürmek mi bilemedim.Gelin biz bunun sebebine Fransız sosyetesine özenip moda yaratmak diyelim.Öyle gelip geçici bir moda da değil üstelik.1950’lerde Dr. Hümeyra Erten tarafından uygulanmaya başlanmış.Kamuda başını örtüp tepki almış sonra da kendine özel muayenehane açmış hanımefendi.Geliri iyi olacak ki sonradan Suudi Arabistan’dan çalışma izni alıp oraya yerleşmiş bu ünlü modacımız.Tabi ki bu modanın takipçileri akımı devam ettirmek isterler; 1967 yılında Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın halası Hatice Babacan ortaya çıkar.Türbanla derse girmek isteyince dersten atılır ve boykot başlar.Bu yeni moda giderek popüler olmaktadır artık.Mevcut tasarımlarla yetinmeyen modacılar yeni tasarımlar ortaya atarlar; ‘’Şulebaş Modeli.’’ Tasarıma adını da veren ünlü modacı Şule Yüksel Şenler’dir.Türban öyle değil böyle bağlanır der ve başlar Anadolu’yu gezip bu yeni modeli tanıtmaya.Sonradan bu modaya dışarıdan da etkiler olur.1970’lerde Lübnanlı Şiilerin lideri olan Hüccetülislam Musa Sadr, tasarımı bugünkü şekline getirir ve şekil,bağlama konusu sonuca bağlanır.

   Bu kısa türban tarihi dersinden sonra gelelim günümüze. Özal’la alevlenip Erdoğan ile doruk noktasına ulaşan bu mesele artık iyice çığırından çıkmış gözükmekte.1999’da türbanı ile mecliste yemin etmeye kalkan Merve Kavakçı’nın yaptığına ne kadar çok şaşırmıştık hatırlayın.Herkes hayretler içinde izlemişti televizyonlardan.Bugün neden kimse Cumhurbaşkanı’nın türbanlı eşinin kırmızı halılardan yürümesine ses çıkarmaz oldu? Neden kimse YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın yaptığı, üniversitelerdeki başı açık arkadaşlar bizim güvencemiz altındadır şeklindeki açıklamaya ağzını açıp da bizim asıl konumuz türban mıydı başı açıklar mı diyemedi ? Mesele çok küçük de ben mi abartıyorum bilemedim ama gidişat çok iyi görünmüyor.1920’lerin ilerici devrimi tamamlanmadan bitmek üzere mi acaba? Kurulan laik düzenin sonu mu geldi? Cevabını sizlere bırakıyorum..
   Türban konusunda bizim tavrımız nettir dostlar.Yapılan tamamı ile bir iyi niyet suistimalidir, Anadolu’nun masum insanlarının emperyalist düzenin oyununa getirilmesidir.Bu suistimalcilere, emperyalizm yardakçılarına tek söylenebilecek söz referandumda da büyük bir gururla dediğimiz gibi kocaman bir HAYIR’dır.Çünkü amaçları belli;türbanı kafalara değil beyinlere takmak,yarattıkları duyarsız seçmen kitlesini arttırıp yıllarca iktidar koltuğunda kalmak ve ülkeyi emperyalizmin boyunduruğu altına tam anlamıyla sokmak.
    Bizler bu ülkenin solcu, devrimci,ilerici gençleri olarak geleceğimizi garanti almak adına,güzel günler görmek adına bu mücadelede duyarsız kalamayız.Bugün üniversitelerde olan türban kavgalarında yoldaşlarımıza saldıran zihniyet,yarın bizi evlerimizden alıp idam sehpasına götürmeye de muktedir olabilir.Gelecek güzel günler adına herkesi mücadeleye davet ediyorum; Hem kendimiz için hem de geleceğimiz için…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder